Tarihi
3500 yıl öncesine dayanan ve Miken uygarlığı döneminde yerleşik düzene geçilen Ortakent’te geçmişin izleri hala kendini göstermektedir. Roma ve Bizans kalıntılarını taşıyan bölgenin Osmanlı döneminde de önemli bir yerleşim birimi olduğu mezar taşlarından ve kulelerden anlaşılmaktadır. “Güzel, yakışıklı” anlamına gelen Yahşi’nin de aynı tarihi dönemlerden geçtiği sanılmaktadır.
Ortakent-Yahşi, Bodrum Yarımadası’nın batısında kalan, eski köy özelliğini koruyabilmiş yeşilliklerin arasından uzanan ince yollarla denize inilen bir beldedir. Bodrum şehir merkezine yaklaşık karadan 7 km, denizden 3 mil uzaklıktadır. Bodrum şehir merkezindeki otobüs terminaline indiğinizde, Ortakent-Yahşi dolmuşlarıyla beldeye ulaşım 5 dakika sürmektedir. Ortakent ve Yahşi bölgelerini Uludere adıyla anılan akarsu ikiye bölmektedir. Bölgede eskiden olduğu gibi, tarım, hayvancılık ve narenciye ile uğraşılmaktadır. Halen bozulmamış köy dokusu, mandalina bahçeleri ve mavi bayraklı deniziyle ziyaretçilerine ev sahipliği yapmaktadır. Köy içine doğru girdiğinizde, geçen yüzyıldan kalma eski taş evler ve tepedeki eski değirmenler gözünüze ilk çarpacak özelliklerden birkaçıdır.
Ortakent, Bodrum Yarımadası’nın tam ortasındaki konumuyla almıştır ismini. Episkopi, Müsgebi ve derken Ortakent. Ortakent’ in tarihi ile ilgili netleşmiş bulgular çok sınırlı olduğundan, söylemler de çeşitlidir. Çağında bir papazlık okulunun yörede bulunması nedeniyle Episkopi adını aldığı varsayımlardan biriyken, Antik çağda dini bir merkez olan Telmesos’ta, kahin rahiplerin atası “Apollon” adına bir tapınak yapıldığı, Bizans döneminde bu tapınağın üzerinde piskoposluk merkezi olarak bir kilise inşa edildiği, Ortakent Çakmaklı mevkiinde görülen kalıntının, baş rahip Episkopis’in oturmuş olduğu kiliseye ait olduğu ve ismin buradan geldiği de bir başka varsayımdır.
Müskebi, Ortakent’ in bugün de bilinen eski ismidir ve rivayete göre 1523’ te Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, St.Petrum (Bodrum)’u aldığında, bölgeyi ziyarete gelmiş; “Bağarası” denen mevkide, yöreye ismi verilmiş olan Rahip Episkopis’in diktirmiş olduğu misket üzümlerinin kokusunu duyduğunda, “Mis gibi kokuyor, buranın adı Misgibi olsun” demiştir. Zamanla yöre bu ismiyle anılmıştır. İlk ismi “Episkopi” olan bölgenin halk dilinde “Müsgebi” olarak söylenişi 1961 yılına kadar sürmüş, bu tarihten sonra Bodrum-Turgutreis karayolunun tam ortasında olması nedeniyle “Ortakent” olarak anılmaya başlanmıştır.
Ortakent tarihine ilişkin kaynak bulunmamakla beraber, 1963-1966 yılları arasında Prof. Dr. Yusuf Boysal’ ın yürütücülüğünde, Müsgebi Vadisi’ nin yaklaşık 1 Km. kuzeyinde yapılan arkeolojik kazılarda bir nekropole rastlanmış, Miken kültürüne ilişkin bronz silahlar ve pişmiş toprak eserler bulunmuştur. Bu eserler Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde korunmaktadır. Ayrıca Müsgebi Vadisi’nin güneyinde, şahıs bahçelerindeki su kuyularının çamur tortuları içinde Eski Tunç Çağı’ndan parçalar ve seramikler bulunmuştur. Seramikler M.Ö. 2500’e tarihlenmiştir.
Ortakent, Miken, Yunan, Roma, Selçuk ve Osmanlı kültürlerinin izlerini barındıran, Yarımada’daki yoğun kentleşmeye nispeten tarihi dokusunu koruyabilmiş ve korumaya devam eden ender beldelerden biridir. Koruma planlamasının devam ettiği en önemli simgeler ise Akdeniz ve Ege yörelerinde gözetleme ve savunma amaçlı yapıldığı bilinen ve 1600 yıllarına tarihlenen kule evleridir. Yarımada genelinde tüm yerleşimlerin kıyıların doğal olanaklarını kullanan liman etrafında olmasına karşın, Ortakent’te merkez, tepelik alanda gelişmiş, kıyı ve tepelik alan arası tarımsal amaçlı kullanılmıştır. Bölgede bulunan koruma amaçlı üç kule ev ise bu tarımsal alanın zenginliğine işaret etmektedir. Mustafa Paşa Kulesi, Ahmet Çavuş Evi, Çamıklar Kulesi.




